Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 12
Sayı: 1672




2016 yılının müzik olayı sizce hangisidir?

Ozan, besteci ve müzisyen Bob Dylan'ın Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması!
Kanserle mücadale eden Fatih Erkoç'un, hastalığının ilerlemiş olmasına rağmen konserlerine devam etmesi!
Fazıl Say'ın Beethoven Akademi Ödülü'nü kazanması
Kanadalı yazar, ozan, söz yazarı ve müzisyen Leonard Cohen'in vefat etmesi
Taylor Swift'in Grammy Ödülü'nü kazanması
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın Devlet Çoksesli Korosu'nun provasını İzlemesi
DOB'nin 2016 yılında da sürekli Türk müzikal ve operalarına repertuarında çokça yer vermesi!

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler







 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 29 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 1628

Klasik müzik dünyamızda "anlaşamama" sorunu! - 04.05.2015





Piyanist Fazıl Say birkaç gün önce yayınladığı açıklamasına başlık olarak "anlaşamıyorlar" demiş.  Sonra bir yerden devam etmiş: " Bu 'anlaşamamak' Türkiye'deki müzik camiasının en büyük sorunu. Bütün Türk Orkestralarında vahim bir durum. Hiç birisinin Genel Müzik Direktörü yok şu an. 'Anlaşamıyorlar'... Kimseyle !"

"Anla
şamıyorlar" sözünün altına baktığınızda, nedenini aradığınızda karşınıza çok çetrefilli bir durum çıkacaktır.

Zira orkestraların karakteristik idari yapısı içinde olu
şüturulan zoraki kurullar, yeni yapılar;  kurucuları ya da kurulmasını önerenler tarafından bir "köşeyi kapma", bir "geçim aracı" olarak görülmüş ve o yolda kullanılmış ne yazık ki.

Mesela "Teknik Kurul".

Teknik kurul , ilk önce orkestra
şeflerini, müzik direktörlerini seçmek üzerine kurulmuştu.

Gurup
şeflerinden oluşan teknik kurul, kuruluş nedenlerini oluşturan gerekçelere bakıldığında, "gerekli" olarak görülebilir. Böyle bir masum bakış açısı ilk fırsatta karşımıza çıkabilir.

Ancak uygulamaya geçilince, önce kurulmasını önereni  ya da önerenleri  yemi
ş, işleyiş hiç de öyle istenildiği, ön görüldüğü gibi olmamıştır.

Bu kurul fikrini ortaya atanlar, ruh derinliklerinde, bir
şekilde bu kurul sayesinde hep "iş başında" kalma düşüncesini taşımışlardı belki ama sonra bir baktılar ki kazın ayağı hiç de öyle değil.

Bu i
şin idari yanının bir tarafı.

Bir de di
ğer taraf, yani orkestra üyelerinin olduğu taraf var ki, burası da en az idari taraf kadar çetrefilli.

Zira orkestra üyesi olan sanatçılar, öncelikle yerli
şeflerle ciddi sorunlar yaşadılar. Yaşadıkları sorunlar nedeniyle provalara sürekli bir çatışma ortamı genelde hakim oldu.

Kimi
şefler orkestra üyesi olan sanatçıları "yetersiz" görümüş, bu nedenle sorunlar yumağı haline gelmiş bir işleyiş, öte yandan orkestra üyesi olan sanatçılar orkestra şeflerini "yetersizlikle" eleştirip bulundukları makamın "hakkını verememekle" suçlamışlardır.

Provalara, konserlere kısaca genel i
şleyişe tararfsız bir gözle dışardan bakıldığında yabancı şeflerle daha az sorun yaşayan orkestra üyesi sanatçılar, bu kez akla yerli şefler konusunda "haklılar mı?" sorusunu düşürüyor.

Mesele burada bitmiyor tabii ki!

Bir de
şu solist sanatçılar meselesi var.

Bu karma
şık yapı içinde kendine yer bulamamış; teknik kurullar vasıtası ile gücü elinde bulunduranlar tarafından fırsatlardan yararlandırmamış çok sayıda solist sanatçı olduğu gerçeği es geçilemez.

Fırsatlardan hakkaniyetle yararlandırılmayan solist sanatçıların isimlerini tek tek buraya yazabilirim. Kimler tarafından bertaraf edildi
ğini de.

Ancak burada günah keçisi aramak derdinde de
ğilim.  Fazıl Say'ın "anlaşamıyorlar" dediği meseleye uzaktan bir projektör tutmaktır amacım.

Yabancı
şef dedim ya az evvel, orkestra üyelerinin az sorun ya da hiç sorun yaşamadıkları yabancı şefler;  işte bu şeflerin ülkemize davet edilmesi de kimi zaman pek manidar aslında.

Çünkü "sen Türkiye'ye gel, beni  de ülkene ça
ğır, sen burada yönet, ben ülke dışında yönetiyim, kariyer yapalım."

Çok iyi de
ğil mi?

Sonra belki de yönetemedi
ğin için kimi eserlerin bazı bölümlerini programdan çıkart, sonra o eserin telif hakkını elinde bulunduran yabancı firma bu nedenle mahkemeye gidip orkestrayı  yüklü miktarda tazminata mahküm etsin, tazmınatı da Kültür  ve Turizm Bakanlığı bu halkın vergilerinden ödesin.

Bu da ne güzel de
ğil mi?

Yazımın ba
şında da söylediğim gibi mesele çetrefilli ve karışık.

Yüksek ego, narsist duru
ş, orkestralarımızı,  devlete ait diğer klasik müzik topluluklarımızı ne yazık ki bu hale getirdi. Fazıl Say, yazısında orkestra üyesi sanatçıları "anlaşamama" meselesinde ön plana çıkarırken, bence meselenin tamamına bakmakta yarar var.

"Orkestra
şefleriyle kişisel  ya da mesleki  bağım var, her halükarda onlarla iyi geçinmeliyim" düşüncesiyle  onların mesleki duruşlarını değerlendirmeye tabii tutmamak pek haklı bir duruş değil.

Köprünün ba
şını tutanlar bir bakıma onlar.

Kurdukları teknik kurulları i
şlerine gelmeyince işlemez hale getirenlerde onlar.

Ahbap çavu
ş ilişkisiyle, birbirlerini öne çıkarıp, kendilerini yetiştirmeyip yurt dışına gittiklerinde tökezleyenler yine onlar.

İpin ucu hep elimde olsun deyip köşe başlarını gözetleyenler de onlar.

Maalesef ama hep onlar.

Ça
ğdaşlaşma yolunda hız kesmiş ve zihniyet açısından tipik ortadoğu ülkesi  olma yolunda hızla ilerleyen bir ülkenin feodalist sanatçılarının durumu bu.

O nedenle"anla
şamama" normal görünüyor.

Bu gidi
şle anlaşmanın olmayacağı apaçık ortada.

Siyasete yüklenmenin, siyaseti suçlamanın pek anlamı  da yok. Zira siyasetçiler bu i
şleri bilmezler, bilmedikleri için de sanatçılardan, iş başındaki şeflerden davranış ve duruş beklerler.

Bu davranı
ş ve duruşu ortaya koyamadığın zaman da siyaset gerekeni yapacaktır.

Bugün yaptı
ğı gibi.

Bunda kusura bakacak bir
şey de yok.

Kimse kusura bakmasın!


Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2017