Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1736




Ülkemizde düzenlenen Müzik Festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın müzik zevkinin kalitesinin yükseltilmesinde bir katkısı yoktur.
Lokal müzik eylemleridir, sınırlı sayıda dinleyici kitlesine hitap etmektedir.
Sayıları çok azdır, bu nedenle artırılmalı, daha geniş halk kitlesine ulaşılmalıdır.
Müzik Festivallerine yapılacak akademik işbirliği ile eğitim-öğretim hüviyeti kazandırılmalıdır.
Ülkemizde yeterli sayıda müzik festivali yapılmakta ve yeterli sayıda dinleyiciye ulaşmaktadır.
Ülkemizin daha önemli sorunları var, şimdi festivalin sırası değil.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 64 müzisyen gazete okuyor
 
 
Necati Gedikli
 
 
Yayımlanan Sayı :

Geleneksel Müziklerimizde Kuram-Edim İlişkisinde Karşılaşılan Sorunlar ve Grafik Notalam - 23.06.2006





GİRİŞ

20. yüzyıla damgasını vuran düşünürlerden Karl Marks: "Keine Praxis ohne Tlıeorie! / Kuramsız edim olmaz!" demişti. Bu düşünce elbette bir ölçüde doğruydu. Gerçekten de her edim (pratik) ya da uygulamanın bir de kuramı (teorisi, nazariyatı) vardır. Ancak aradan geçen zaman süreci. Marks'ın ünlü kuramı (manifesto) ile bunların uygulamalarının çok farklı olduğunu ortaya koymuştur. Kuram ile edim arasında elbette sıkı bir ilişki vardır, fakat bu ilişki her zaman doğru orantılı değildir. Örneğin Karl Marks'ın Kapital'inde ortaya attığı kuram, uygulamada öngörülenin tam tersi bir sonuç vermiştir. Bilindiği gibi, en son aşamada devleti tümüyle ortadan kaldırmayı öngören Kurama karşılık, 70 küsür yıllık uygulama devletin ortadan kalkması şöyle dursun, tam aksine ceberrut bir polis devleti yaratmıştır. Bunun başka alanlarda pek çok örneği verilebilir.

İşte bu ve benzeri örnekler ile deneyimler bize asıl olanın kuram değil, edim, yani uygulama olduğunu göstermektedir. Çünkü gerçek olan, yani yaşanan ve yaşatılan. iz bırakan odur.

Aslında, genelde kuram ile edim arasında her zaman belirli bir fark ol­duğu bilinen bir gerçektir. Bu gerçek varlığını tümüyle seslendirilmeye (İcrâ), yani edime borçlu olan “musiki" için de geçerlidir. Çünkü musikide esas olan Kuram değil, edim, yani seslendirmedir. Hele de kuramsal temelle­ri, oluşumundan çok daha sonra başkalarınca oluşturulmuş, gerçekte tümüyle edimsel bir niteliğe sahip olan geleneksel halk ve sanat musikilerimizde "kuram-edim ilişkisi" daha bir önem kazanmaktadır. Örneğin yüzyıllarca sözlü kültürümüzün doğal bir sonucu olarak, kulaktan kulağa aktarılma yoluyla günümüze ulaşmış olan geleneksel halk musikilerimizde -daha doğru bir deyişle yerel musikilerimiz- önceden belirlenmiş bir kurama göre oluşmuş değildir. Tıpkı notaya alınması gibi, halk musikimize ilişkin Kuram ve kurallar da, bu ezgilerin ortaya çıkışlarından çok sonra, araştırmacı ve müzikbilimciler tarafından saptanmış ya da ileri sürülmüş kurallar ve açık­lamalardan ibarettir. Daha açık bir anlatımla, yerel musikilerimizde Kuram, edimden çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle de yapaydır ve edimsel uygulamalarla tam çakışmamaktadır.

Kuramın daha bir bilinçle oluşturulduğu geleneksel sanat musikimizde de söz konusu durum pek farklı değildir. Özellikle perde sistemimiz ile musiki yazımı (notalama) konusunda kuram ile edim arasında olması gere­kenden çok daha büyük farklar bulunmaktadır. Bu, musikimizin mutlaka çözülmesi gereken çok önemli bir sorunudur. İşte bu noktada, artık Batı musikisini yazmakta bile yetersiz kalmış olan geleneksel Batı noktalama sistemi'nin yanı sıra, yirminci yüzyıl musikisinin yazımında kullanılan "Grafik notalama sistemi"nden, geleneksel musikilerimizin yazıyla saptanmasında da yararlanmamız gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Bir sorunu çözmek için, onu doğru anlamak ilk koşuldur. Benim bugü­ne değin edindiğim deneyimlere göre, musikiyi yazmaya -bir başka anlatım­la saptamaya- yarayan notalama, geleneksel musiki çevrelerimizde yeteri kadar tüm boyutları ile bilinmediğinden olsa gerek, tam anlaşılmış değildir. Bir kere notalama amaç değil, yalnızca bir araçtır. Yani esas olan edimdir, uygulamadır, seslendirmedir. Notalama bu amaca hizmet ettiği oranda yararlı bir tekniktir. Bizim musikimize nota yazınının geç girmiş olması ona gereğinden fazla değer vermemizi ve baştacı etmemizi gerektirmez, gerek­tirmemelidir!

Bugün kullanmakta olduğumuz Batı notalama sisteminin gelişmesi, herşey gibi bir gereksinimden doğmuştur. Yaklaşık bin.yıllık çoksesli gele­neğe sahip Batı sanat musikisi, çoksesli örgü tekniğinin gelişmesine koşut olarak, giderek karmaşık hale geldikçe, akılda tutulması ve ezberlenmesi zorlaşmıştır. Bundan dolayı yazılan eserlerin unutulmaması ve gelecek kuşaklara da aktarılabilmesi için notalama sistemleri bulunmuş ve bu sistem­ler çoksesli müziğin gelişimi ile orantılı olarak sürekli yenilenmiş ve gelişti­rilmiştir. Bu gelişmelerin bir sonucu olarak, yirminci yüzyılda yeni boyutlar kazanan batı sanat musikisini bu geleneksel notalama sistemiyle yazmak artık mümkün olmadığından, yine bir gereksinimin sonucu olarak "grafik notalama sistemi" geliştirilmiştir.

Bizim geleneksel musikilerimiz ise, aynı ve benzer bir evrimi geçirme­diğinden ayrıca yüzyıllarca teksesli olarak varlığını sürdürmüş olması nede­niyle, rahatlıkla kulaktan kulağa bellenebilmiş ve aktarılmıştır. Başka neden­lerin de yanı sıra, ama esas itibariyle işte bu nedenden dolayı bizde musiki yazımına batıdaki gibi mutlak bir ihtiyaç duyulmamıştır. Geleneksel sanat musikimizde, Notalama sistemlerine fazla itibar edilmemesinin asıl nedeni budur.' Aslına bakılırsa, günümüzde bile bu musiki türü, genelde notadan değil, gelenekte olduğu gibi, kulaktan öğrenilmektedir.

Yerel musikilerimiz, zaten doğası gereği edimsel uygulamaya dayalıdır. Geleneksel musikilerimizde kuram ile edim arasında önemli fark oluşması­nın başlıca üç nedeni vardır:

l. Musikimizde yazıyla saptama geleneğinin olmayışı. Bilindiği gibi, musikimizi ilk notaya alanlar yine batı kökenli, gençlik yılları Avrupa'da geçmiş olan Kantemiroğlu ile Ali Ufkî'dir. 16. yüzyıldan itibaren musikimizi yazmak için geliştirilmiş olan Ebced, Hamparsum, İzzet Nezihi Albayrak notası gibi sistemler hem yetersiz kalmış hem de yukarıda değindiğim asıl nedenden dolayı itibar görmemiş ve dolayısıyla da yaygınlaşamamıştır.

2. Günümüzde yaygın olarak kullanılan Batı notalama sisteminin, perde sistemi tümüyle farklı olan geleneksel sanat musikimizi otantik olarak yazmaya uygun olmayışı.2

Bilindiği gibi, geleneksel sanat musikimizin dayandığı ses (perde) sis­temi, Batı'nın oniki eşit aralıklı ses sisteminden çok farklı olup: Yekta-Arel-­Ezgi, kuramına göre 24, Ekrem Karadeniz'in Abdülkadir Töre'ye dayandır­dığı Kuramına göre 41, Nayî Osman Dede'ye göre 17, Prof. Dr. Gültekin Oransay'a göre ise 29 eşit olmayan perdeden oluşmaktadır. Sadece bu farklı ve eşit olmayan perde sayıları bile, 12 eşit yarım aralığa dayalı Batı musiki­sini yazmak amacıyla geliştirilmiş bir notalama sisteminin, bizim geleneksel musikilerimizi yazmakta yetersiz kalacağını göstermeye yeter sanırım. Aksini savunmak, musikimizi tanımamak ve yadsımakla eş anlamlıdır.

İşte günümüzde notayla seslendirme arasındaki büyük fark asıl buradan kaynaklanmaktadır. Bu alandaki kuram-edim ilişkisinin sağlıklı olabilmesi bu sorunun çözümüne bağlıdır. Bunun akılcı çözümleri sonuç bölümünde açıklanmaktadır.

3. Bugün geleneksel musikilerimizle uğraşanların notalama olayına ba­kışları, bu konudaki bilgilerinin yetersiz ve sınırlı olmasından dolayı çok sağlıklı değildir. Önce notalama sistemlerini tam ve tüm boyutları ile öğrenip ona göre değerlendirmek gerekmektedir. Notalamaya gereğinden fazla önem vermek, onu araç olmaktan çıkarıp ama,ç yerine koymak anlayışı da kanaa­timce yine bilgi yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Bunun sonucun­da, Batı notalama sistemini kısmen öğrenerek, geleneksel musikilerimi­zi seslendirmek, bu kadarı ile musiki okur-yazarı olduğu zehabına kapılmak, iyi sonuç vermemektedir. Bugün, iyi ve otantiğe daha yakın olan seslendir­meler, genelde notayı gözardı eden seslendirmelerdir. Başka bir deyişle bugünkü uygulanan yetersiz biçimiyle nota bilmemek, geleneksel doğru ve tatmin edici bir seslendirme için (otantik seslendirme) dezavantaj değil, tam tersine bir avantaj olmaktadır. Üzülerek belirtmeliyim ki, bu durumda nota bilmek, edim için avantaj değil, bir dezavantaj oluşturmaktadır. Çünki edim­de esas olan kuram yanî nota değil, üslûp ve tavır kavramlarıyla açıklanan geleneksel seslendirme teknik ve kültürüne sahip olmaktır. O da zaten nota ile değil, görerek ve dinleyerek kazanılabilen bir yetidir. Kısacası böyle bir kültürün içinde, ortamında "usta-çırak'' ilişkisi içinde ve doğru zamanda başlayarak kazanılabilen ve yaşatılabilen, uygulamaya dayalı bir uğraştır. Öncelikle bu gerçeğin hiçbir zaman gözardı edilmemesi gerekmektedir.

Aslında bu kural, genelde uluslararası sanat müziği, caz müziği, pop müzik gibi türler için de büyük ölçüde geçerlidir.

SONUÇ: NASIL BİR NOTALAMA ANLAYIŞI?

Nota yazımından tümüyle vazgeçemeyeceğimize göre ne yapmalıyız`? Geleneksel musikilerimizin yazımıyla seslendirme arasındaki farkı asgari düzeye indirebilmek için, herşeyden önce akılcı bir yaklaşımla, notalama sistemini bugünkü anlam ve boyutlarıyla öğrenip musikimize uygulamaktır. Daha açık bir deyişle, Batı notalama sistemiyle birlikte onun bir devamı olan ve 20. yüzyılda yaygınlık kazanan grafik notalama sisteminden de mutlaka yararlanmamız gerekmektedir. Çünkü grafik notalama, hem daha yeni yazım olanakları sunmakta, hem de -tıpkı geleneğimizde var olduğu gibi ­seslendiriciye geniş bir özgürlük tanımaktadır. Ayrıca, yeni ve deneysel müzikler ile geleneksel musikilerimizin seslendirilmesi arasında bu yönden benzerlik ve paralellikler bulunmaktadır. Bu amaçla, 1979 yılında geliştirmiş olduğunu ve uzun havalarımızın notaya alınmasında kullanılabileceğini kanıtladığını "Grafik Notalama Sistemi"nin yeni, rasyonel ve geliştirilmeye de açık olması nedeniyle, bu konuya köklü bir çözüm getireceğine inanmak­tayım. Geleneksel notalamanın yanı sıra, grafik notalamanın geniş olanakla­rından da yararlanarak geliştirmiş olduğum bu yeni ve özgün Notalama sistemi 1984 yılında Kültür Bakanlığımızca da yayınlanarak ilgililerin fayda­lanmâsına sunulmuştur. Bu sistem, gereksinime göre eklenecek ek birkaç yeni işaretle daha da genişletilerek, tüm geleneksel halk ve sanat musikileri­mizin yazılıp okunmasında kolaylıkla kullanılabilir. Çünkü öğrenilmesi kolay bir sistemdir. Böylelikle musikimiz hem yabancı araştırmacı ve müzik adamlarının daha doğru anlayıp okuyabileceği bir duruma gelir, hem de 20. yüzyıl müziği ile bir ölçüde entegre olma olanağına kavuşur.

İlgi ve sabrınız için teşekkür eder, saygılar sunarım.

DİPNOTLAR

1. Bilindiği gibi Kantemiroğlu, Ali Ufki, Ebced, Hamparsum ve İzzet Nezihi Albayrak gibi musikiciler değişik notalama sistemleri geliştirmişler ancak bunların hiçbiri arzu edilen düzeyde yaygınlaşama­mıştır.

2 Dr. Suphi Ezgi, Ekrem Zeki Ün, Kemal İlerici ve başkalarınca önerilen ek işaretlerle bu eksiklik bir ölçüde giderilmeye çalışılmışsa yine de yetersiz kalmaktadır.

3 Necati Gedikli, Uzun Havaların Notaya Aşınmasında Grafik Notalamadan Yararlanılamaz mı?, Kültür ve Turizm Bakanlığı MİFAD Yayınları, Türk Folklor Araştırmaları, Ankara 1984.

 

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019