Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 12
Sayı: 1672




2016 yılının müzik olayı sizce hangisidir?

Ozan, besteci ve müzisyen Bob Dylan'ın Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması!
Kanserle mücadale eden Fatih Erkoç'un, hastalığının ilerlemiş olmasına rağmen konserlerine devam etmesi!
Fazıl Say'ın Beethoven Akademi Ödülü'nü kazanması
Kanadalı yazar, ozan, söz yazarı ve müzisyen Leonard Cohen'in vefat etmesi
Taylor Swift'in Grammy Ödülü'nü kazanması
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın Devlet Çoksesli Korosu'nun provasını İzlemesi
DOB'nin 2016 yılında da sürekli Türk müzikal ve operalarına repertuarında çokça yer vermesi!

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler







 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 28 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 1661

Amaç üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi? - 23.12.2016





Düne kadar hep sustuk.

Susmanın da anlamlı bir eylem olduğunu anlayıp  ders çıkaramadılar.
Düne kadar hep nezaket gösterdik, yine anlamadılar.

Bu duruşumuzu anlamadıkları için halen devam ediyorlar ileri geri konuşmaya.

Katıldığım kimi müzik sempozyumlarında özellikle Atatürk'ün müzik devrimleri dönemi konu gereği ele alındığında ağızda sakız gibi çiğnenen ve sürekli tekrarlanan şu "Atatürk Türk Musıkisi'ni radyolarda yasaklattı. O nedenle Türk Müziği geri kaldı" söylemi Sinan Çetin'in çektiği "Mutlu Ol" adlı kısa film gibi kabak tadı vermeye başladı artık.

Ayrıca Osmanlı döneminde işbirlikçilik yapmış, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Türkiye Cumhuriyeti'nin terkeden kimi azınlık sanatçılarını ele alıp "tehcir uygulandı" iddiası da kabak tadı veren bir başka söylem.

Oturduğunuz yerden Atatürk'ü ve çağdaş bir ülke yaratma çabası içinde yapılan devrimlere çamur atmak bunu yapanları yüceltmez. Ama pekala rezil rüsva eder.

Çünkü Atatürk asla ve asla Türk Müziğini radyolarda yasaklatmamış, aksine Türk Müziğini, Rumeli Türkülerini, çok severek dinler, bu eserleri icra eden zamanın sanatçılarını köşke çağırır müziğe sahip çıkılmasını ve çağdaş normlarda yorumlanması için asgari çaba sarfetmelerini öğütleyerek teşvik eder, desteklerdi.

Safiye Ayla'nın anılarını dinlemediniz mi?

Müzeyyen Senar'ın anılarını dinlemediniz mi?

Semiha Berksoy'un anılarını dinlemediniz mi?

Tamburacı Osman Pehlivan'ın anılarını dinlemediniz mi?
1926 yılında İstanbul Saraburnu'nda düzenlenen bir konserde, sahnedeki koruyu oluşturan yetimhane çocukları Atatürk'ün karşısında konser verme heyecanıyla olsa gerek, şarkıları kötü icra edince, Atatürk yerinden kalkıp "gidelim bu musıki bizim heyecanımızı ifade etmekten uzaktır" deyip orayı terk etmiştir. Bunu fırsat bilen zamanın dalkavukları "Atatürk Türk Müziğini istemiyor " yorumu yapmış olsalarki radyodan Türk müziği yayınları kaldırılmıştır. Zaten Radyo nerede var ki, birtek İstanbul'da Taksim postanesinden yayın yapan bir radyo var. Ankara Radyosu ise bu olaydan birkaç yıl sonra hizmete girecektir.

Tamburacı Osman Pehlivan'ın uyarısı ile radyoda Türk müziği yayını tekrar başlar. Atatürk bu konuda asla olumsuz bir müdahalede bulunmamıştır. Bulunsa bile bunun da bir mantığı vardır. "Bizim heyecanımız" diye betimlediği çağdaş normlarda bir geleneksel müzik istemektedir ki bunda haklıdır. Dünya ileri giderken, sen yerinde sayamazsın. Sayarsan ne olur? O ileri gidenler birgün gelir seni yok eder.

Türk Müziği geri kaldı meselesinin nedenini ülkede batı müziği normlarının kullanıldığı çağdaş  Türk Müziği'nin yaygınlaştırılmak istenmesine bağlayarak, ideolojik müzik adı altında sınıflamak ne kadar doğrudur?

Bu vesile ile Türk müziği gibi tek sesli bir müzik türüyle çağdaş çok sesli müziği karşılaştırmak da ne kadar doğrudur?

Aslında soru şu: Batı müziği neden çok seslidir de Türk müziği tek seslidir?

Bu sorunun yanıtını yakın bir zaman önce kaybettiğimiz besteci İlhan Baran'dan alalım "Sakın zebra ile zürafayı karşılaştırmaya kalkışma, ikisinin de özelliklerini analiz et, biri uzun boylu diye daha iyi değil, öbürü hızlı koşuyor diye daha iyi değil, araştır" 

Bu mantıkla yolara çıkarak Wagner'den Schönberg'e analizlerimizin yanında mesela İsmail Dede Efendi'nin "Saba Mevlevi Ayini"ni de analiz etmek gerek. Bu nedenle her iki müzik türünün de değerini anlamak ve analiz etmek yeni ufuklar açar.

O nedenle her iki müzik türünü birbiri ile tokuşturmanın bir alemi olmadığı gibi Atatürk Türk Müziği'nin radyolardan yasakladı, o nedenle halkımız geleneğinden uzak kaldı, müziğimiz geri kaldı gibi söylemler anlamsızdır, yersizdir hatta saçmalamaktır.

Şunuda söylemeden geçmemeyim, yaptığım araştırmalar sırasında dinlediğim yaşlı kişiler "biz o yıllarda çalgılarımızı kamufle edip, saklayarak yola çıkardık, çünkü çalgı ile dolaşmak ayıp sayılırdı" şeklinde anılarını nakletmişlerdir.

Atatürk Türk Müziği'ni radyolarda yasakladığı için mi ud, keman, kanun, tambur, kemençe vs enstrümanların elde sokağa çıkılması ayıp salıyır çalan kişi küçümsenirdi?

Tabii ki hayır. Böyle bir halk kültürü var sadece...

Tek sesli geleneksel müziklerimiz tabii ki bizim kültürel değerimizdir. Ama bu değerimize sahip çıkarken, çağdaş çok sesli müziğe kapımızı kapatamayız.

Böyle bir hamaset üstünden kurucuyu ve onun değerlerini karalayamayız.

Sözün sonuna gelirsem, ne yazık ki müzik sempozyumlarının çoğunda bu tür karalamalar yapılırken, bu karalamaya kararlı bir karşı duruş gösteren zatıalimden başka hemen hemen kimse görmedim. Sanırım kişilerin derdi akademik karıyerleri.

Ama asıl olan kişinin özgür fikridir. Akademik kariyer de bu özgür fikrin yan balkonudur. 


Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2017