Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 12
Sayı: 1678




2016 yılının müzik olayı sizce hangisidir?

Ozan, besteci ve müzisyen Bob Dylan'ın Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması!
Kanserle mücadale eden Fatih Erkoç'un, hastalığının ilerlemiş olmasına rağmen konserlerine devam etmesi!
Fazıl Say'ın Beethoven Akademi Ödülü'nü kazanması
Kanadalı yazar, ozan, söz yazarı ve müzisyen Leonard Cohen'in vefat etmesi
Taylor Swift'in Grammy Ödülü'nü kazanması
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın Devlet Çoksesli Korosu'nun provasını İzlemesi
DOB'nin 2016 yılında da sürekli Türk müzikal ve operalarına repertuarında çokça yer vermesi!

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler







 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 30 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 1674

Muzaffer Sarısözen Gerçeği - 12.06.2017





Son günlerin en önemli siyasi gelişmelerinden birisi de, bilindiği üzere, zeytanliklerin imara açılması hususunda siyasi iktidarın aldığı karardı. Anadolu ziraatinin çok önemli bir bölümünü oluşturan zeytin üretimi, yasalarla koruma altına alınmış zeytin bahçelerinde, özellikle Ege, Trakya ve Marmara bölgesinin büyük bir bölümünde üreticinin en önemli geçim kaynağı olmasının yanı sıra, ülkemizin mutfak kültürünün gelişmesinde önemli etmenlerden biridir.

 

Geçtiğimiz günlerde, zeytinliklerin imara açılması hususunda yaptığımız muhalif tartışmalara ben de katılarak, zeytin üretiminin engellemesindeki en önemli unsurun Zeytinyağı üretimimizdeki pazar payımızın elimizden alınarak, halkımızın sağlıksız beslenmesinin önünün açılması yönünde olduğu üzerine düşücelerimi belirtirken,  Muzaffer Sarısözen tarafından Bursa yöresinden İhsan Kaplayan'dan derlendiği belirtilen

 

Zeytinyağlı yiyemem aman, 

Basma da fistan giyemem aman. 

Senin gibi cahile, 

Ben efendim diyemem aman.

 

türküsünün, halkın zeytinyağı yemesini önleyip margarin yemesini, basmadan ipekten giysi giymemesini sağlayıp, naylon denilen sağlığa olumsuz etkisi olan giyecekleri giymesini özendirmek için Muzaffer Sarısözen tarafından dönemin iktidarı DP'nin isteği doğrultusunda yazıldığı belirtilen türküyü gündeme getirmem üzerine, kültürel yapısına son derece güvendiğim kişilerce Sarısözen'in Geleneksel Türk Halk  Müziğine (GTHM) katkısının dünya üzerinde hiç bir eylemle kıyaslanamayacak derecede önemli olduğu yolunda fikirler ileri sürülmesi üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim.

 

Bakalım Muzaffer Sarısözen gerçeği neymiş? 

 

Hakikaten GTHM'ye yani Geleneksel Türk Halk Müziği'ne denildiği gibi katkı sağlamış mı?

 

Ya da hangı katkıları sağlamış bir bakalım.

 

Muzaffer Sarısözen hakkında tahsil hayatımızda bize anlatılan şuydu:

 

Muzaffer Sarısözen 1899 yılında Sivas'ta doğdu. Sivas'ta lise öğrenimini sırasında Valilik tarafından müzik öğrenimi görmesi için İstanbul Belediye Konservatuarına gönderildi. Öğrencilik günlerinde konservatuar müdürü Yusuf Ziya Demircioğlu'yla birlikte folklorla ilgili çalışmalar yaptı.

 

1930'da Sivas Milli Eğitim Müdürü olan Ahmet Kutsi Tecer ile tanıştı. Birlikte  "Halk Şairlerini Koruma Derneği"ni kurdular. 5 Kasım 1931 'de ilk halk şairleri bayramını yapıldı. Aralarında Âşık Veysel, Süleyman Fahri, Karslı Mehmet, Hikâyeci Ağa Dayı, Yarım Ali, Talibi, Müştak, Yusuf, Sanatı, İcazet gibi on beş âşık katılmış. Diyebiliriz ki, Ahmet Kutsi Tecer ve Muzaffer Sarısözen olmasaydı, belki bir Âşık Veysel'i bilmeyecektik. Köy sınırlarının dışına çıkamadan kaybolup gidecekti.

 

17 Ağustos 1937'de Halil Bedii Yönetken, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses ve teknisyen Arif Etikan'dan oluşan grup Ankara'dan Sivas'a derleme yapmak amacıyla gelmişlerdi. Böylece Ankara Devlet Konservatuarı'nın folklor arşivindeki 10 bin civarındaki ezginin derlenme yolculuğu başlamıştı.

 

Muzaffer Sarısözen, Halil Bedi Yönetken ve Rıza Yetişen'den oluşan grup 1943'te Tokat, Amasya, Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon'da; 1944'de Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Muş'ta; 1945'te Ankara, Çankırı, Yozgat ve Kırşehir'de; 1946'da İçel, Antakya ve Antalya'da; 1947'de Çanakkale, Bursa ve Tekirdağ'da; 1948'de Bolu, Sinop ve Zonguldak'ta; 1949' Bilecik ve Eskişehir'de; 1950'de Van, Kars, Çorum ve Ağrı'da; 1951'de İzmit'te; 1952'de İzmir, Siirt, Mardin ve Bitlis'te derleme yaptılar.

 

Muzaffer Sarısözen'in Türkiye'deki folklora katkısı, türkü ve oyun havalarının derleme ve notaya alınmasından başka, Türkiye düzeyinde yaygınlaştırılması, tanıtılması konusunda oldu.

 

Muzaffer Sarısözen,1938 yılında Ankara Devlet Konservatuarı Folklor Arşivine atandı. Derleme gezilerinde kendi çabası ve emeği ile topladığı bağlama, cura, ney, çifte kaval, kemençe, kaval, tulum, davul, zurna, tef, darbuka, gibi birçok halk sazından koleksiyon oluşturmuştu.

 

4. Ocak. 1963'de vefat eden Muzaffer Sarısözen, yüzlerce türküyü nota almış ve Türkiye Radyoları arşivine kazandırmıştır. Şu an TRT arşivlerinde bin kadar derlemesi bulunmaktadır.

 

Derlemeci ve müzikolog Muzaffer Sarısözen hakkında resmi tarih diye nitelenen ve bizim kuşağa tahsil hayatımızda öğretilen Muzaffer Sarısözen bilgisi böyle. Büyük oranla da doğru bunu kabul etmemiz gerek. 

 

Ama halk müziğinde ve folklorde önemli olan ve halk deyimiyle zurnanın zırt dediği yer olan bilgiler ne yazık ki aktarılmamış. Onların üstü öylece örtülmüş ve unutturulmuş.

 

Anadolu coğrafyası; onlarca etnik topluluğu için barındıran, yaşatan dünyanın en canlı birkaç coğrafyasından birisi kuşkusuz. Bu zengin etnik yapının,  kültürlerinin oluşturduğu ve yüzyıllar boyunca yaşattığı halk dansları, ezgiler, türküler kendi etnik değerlerinden arındırılarak ortaya yeni bir halk müziği, halk dansı çıkarmak ne kadar doğrudur?

 

Yazımın girişinde sözünü ettiğim türkü, bu minvalde 1947'de Bursa yöresinden derlendiği göz önünde bulundurulsa bile bu bilgi asla tatmin edici değil. Türkünün sözleri resmen bir asimilasyon içerirken, türkünün ilerleyen dizelerinde geçen "senin gibi cahile" dizesi neyi anlatmaktadır? Cahil diye nitelenen kişi Türk köylüsü müdür?

 

Muzaffer Sarısözen 1930'larda başladığı derlemeciliği sürecinde iyi niyetli olabilir. Ama derlenen türkülerin kalıp değiştirmiş olması ve bu şekilde dikte ettirilmesi ne kadar doğrudur?

 

Anadolu karış karış gezilerek derlenen halk müziği repertuarı içindeki "aykırı" ögeler temizlenerek Türkçeleştirildi, yeni bir devlet kurduk, bu devletin resmi GTHM'sini oluşturuyoruz düşüncesinden olsa gerek resmi yapının istediği şekilde radyoda icrası yapıldı (ki Ulu Önder Atatürk'ün asla böyle bir niyeti yoktu. Bunu konu üzerine yaptığı konuşmalardan anlıyoruz). Diğer dillerdeki müzik eserlerinin iğreti ve aceleyle Türkçeleştirilmesinin yanında Alevi deyiş ve semahlarında bulunan temel felsefî önemdeki "Şah, Ali, Pir," gibi ifadeler  çıkartılmış yerine melodik yapıya göre "yar, dost, leyli" gibi sözcükler yerleştirilmiştir. 

 

İçinden "Şah" geçmeyen bir türkü söylemeyi reddeden Pir Sultan Abdal kaç asır önce: "Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim / Ben de bu yayladan şaha giderim." ikrarıyla geleneğin ne olduğunu hafızalara boşuna kazımamıştır. 

 

GTHM'de (ya da GTSM'de) geçen "Türk" kavramı, bir ırkı değil, Atatürk'ün "Ne Mutlu Türk'üm Diyene" sözündeki, Anadolu'daki tüm etnik toplulukları kucaklayan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul eden bir kimlik kavramıdır

 

Bugün "Türk Halk Müziği" denilen şeyin Keldani, Ermeni, Süryani, Arap, Fars, Türkmen, Gürcü, Laz, Romen, Bulgar, Arnavut vb. gibi etnik yapıların etkileşiminden ayrı olduğunu kim iddia edebilir? "Yurttan Sesler" topluluğu Alevi müziğini kendi yaşama alanından, (Cem ve diğer Alevi ritüellerinden), felsefî yönelimlerinden soyutlayarak salonlarda icra edilen sıradan eğlence müziğine dönüştürmüş, Türk-İslâm soslarıyla radyo ve plaklar aracılığıyla geniş kesimlere ulaştırmıştır. 

 

Aleviliğin felsefî niteliğini anlatan deyişler, semahlar, nefesler orijinal halleriyle bilinçle radyolarda icra edilmemiş, katı bir sansür ve Türkçeleştirme eleğinden geçirilmiş; Rumca, Ermenice, Arnavutça, Farsça, Kürtçe, Bulgarca, Arapça, Dımılice gibi dillerdeki Kızılbaş-Alevi-Bektaşi nefes ve deyişleri yok edilmiştir. Bunun dışına çıkmak isteyenlere de gerekli cezalar verilmiştir. Mesela Ruhi Su, "Serdari halimiz böyle n’olacak? Kısa çöp uzundan hakkın alacak" ezgisini söylediği için radyodaki işinden kovulmuştur.

 

Bir Çanakkale Savaşı Ağıtı olan "Hey on beşi on beşli" türküsünün dejenere edilerek bugün oyun havası şeklinde çalınıp sölylenmesi, Muzaffer Sarısözen  derlemeciliğinin önemli hatalarından birisidir. Daha bunun gibi onlarca türkü sayabilirim. 

 

Daha devam edeyim mi, yerel müzik adına bu denli büyük cinayetler işlenmişken Muzaffer Sarısözen'in hangi kıyaslanamaz hizmetinden söz ediliyor, bilen lütfen bana anlatsın!

 

İşte Muzaffer Sarısözen gibi görevli derlemecilerin kraldan daha çok kıralcı kesilmesinin sonucu. Türk kavramının ırkçı bir deyim olarak algılanması bugünkü sonuçları ortaya çıkardı diye düşünüyorum. 

 

Tabii ki Emperyalist ve Kolonyalist devletlerin özellikle son on beş yıl içinde toplumumuzu bölmek, parçalamak için attığı etnisite tohumu gerçeğini es geçemeyiz ama bugün yaşananlar geçmişte yapılan dalkavukça hataların sonucudur.

 

1964'de özel bir kanunla kurulan Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) uyguladığı yanlış tek tipleştirici politikaları ile GTHM ve GTSM'ye kalıcı zararlar vermiştir. Özellikle Yurttan Sesler Korosu adı altında yapılan ve batının unison koro anlayışına öykünen söyleme biçimiyle GTHM'yi başka mecralara taşımıştır. 

 

Sonuç olarak, Muzaffer Sarısözen, ömrünü derleme yapmaya adamıştır ama derlediklerini orijinal haliyle ne yazık ki günümüze gelmesini sağlayamamıştır.

 

Mesele kişilerin  araştırmadan incelemeden ve sorgulamadan duyduklarına körü körüne inanmaları ve bunda ısrar etmeleri. Değerli bestecimiz Sevgili Melis Peykoğlu'nun dediği gibi müritlik eğilimi olmasa bu ülkede tarikatlar da barınamazdı.

 

Bir de şu halk danslarının koreografilerinin müziğine göre yanlış olma meselesi ve sesi GTSM ses kalıplarına uymayan Müzeyyen Senar'dan bir yıldız çıkarma meselesi var ki, o da bir başka yazı konusu artık!

 

Müfit Semih Baylan

Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2017