Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 12
Sayı: 1677




2016 yılının müzik olayı sizce hangisidir?

Ozan, besteci ve müzisyen Bob Dylan'ın Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması!
Kanserle mücadale eden Fatih Erkoç'un, hastalığının ilerlemiş olmasına rağmen konserlerine devam etmesi!
Fazıl Say'ın Beethoven Akademi Ödülü'nü kazanması
Kanadalı yazar, ozan, söz yazarı ve müzisyen Leonard Cohen'in vefat etmesi
Taylor Swift'in Grammy Ödülü'nü kazanması
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı'nın Devlet Çoksesli Korosu'nun provasını İzlemesi
DOB'nin 2016 yılında da sürekli Türk müzikal ve operalarına repertuarında çokça yer vermesi!

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler







 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı : 1676

Fazıl Say, klasik batı müziğinin İbrahim Tatlıses'i olmak yolunda hızla ilerliyor! - 10.07.2017





Bu yanık tenli, çelimsiz adam müthiş bir sese sahipti.

 

Bu müthiş ses ona gideceği yoldaki kapıları bir bir açıyordu.

 

Urfalı İbrahim Tatlı, inşaatlarda çalışan bir soğuk demir işçisi iken, İbrahim Tatlıses adıyla 1975 yılında Ömer Plak'tan çıkardığı "Ayağında Kundura" türküsüyle (plağın diğer yüzünde Erzurum Dağları Kar İle Boran) gündemimize oturmuştu.

 

Sonra TRT'ye girdi ve Türk Halk Müziği sanatçısı kaşesi altında Urfalı gazelhan Kazancı Bedih'in türküleri ile halkın duygu dünyasının tercümanı oldu.

 

Ses kalitesi, otoritelerce  dünyaca ünlü İtalyan tenor Pavarotti ile neredeyse eş değer tutulan İbrahim Tatlıses, 12 Eylül'den sonra siyasi ortamın da elvermesiyle, Urfalı ozan Kazancı Bedih'in türkülerini, ünlü olduğu "ayağında kundura" türküsünü söyleyen Urfalı yanık tenli türkücüden öte bir karakter ortaya koymaya başladı.

 

90'larda özel kanalların serbest bırakılması ve TRT denetiminin safdışı kalması üzerine serbest piyasada kendini göstermeye başladı.

 

Organizatör Hasan Bora ile yaptığı ticari birliktelikle, son derece kaliteli sese sahip bir türkücüden ziyade, herşeye konuşan, her alana mesaj veren, sanat yapıyorum maskesi altında ticaret yapan, bu arada mafyatik yapısını gizlemeyen  bir kimliğe büründü.

 

Mafyatik yapısıyla gözdağı vermekten de çekinmedi!

 

Gazino, sinema, plak, radyo ve müzik sektöründe kendinden başka hiç kimseye şans vermeme yolunu seçti. "Bana sormadan hiç bir şey yapamazsınız!" mesajını verdi ve uyguladı.

 

****

 

Dünyaca ünlü piyanistimiz, besteci Fazıl Say'ın sanatı hakkında bir değerlendirme yapmak istemem.

 

Çünkü üstüme vazife değil.

 

Bestelerini ve piyanosunu dinlerim. 

 

Büyük zevk alırım.

 

Çocukluğundan beri tanıdığım, 70'lerin sonundan bu yana hasbelkader, babasıyla güzel anlar paylaşmış birisi olarak Fazıl Say'ı karşısında haddimi ve yerimi bilirim.

 

Sonuçta herkes işini yapmalı ve işi kadar konuşmalı.

 

Ama...

 

Meslektaşları ile "bu kadar polemiğe giren bir başka dünya sanatçısı var mıdır?" bilmiyorum.

 

Fazıl Say, televizyonda, şimdi vefat etmiş olan milletvekili Osman Yağmurdereli ile giriştiği "göbeğini kaşıyan adam" tartışmasında son derece haklıydı.

 

Ve bugün yerdiği, eleştirdiği meslektaşları yanındaydı.

 

İlerleyen süreç içinde dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile, oluşturduğu büyük projeleri için bakanlık sanatçılarına izin verilmemesi üzerine  giriştiği tartışmalarda da şimdi yerdiği meslektaşları yanındaydı.

 

Sonra, 'sanatçılar bana neden destek vermiyor, neden bakana karşı benim haklarımı savunmuyor' mealinde gelişen olaylarda, gittikçe dozu artan hırçın ve saldırgan bir üslup kullandı.

 

Ve o günlerden bugünlere gelinen süreç içinde üslubunu, meslektaşlarının alın teri olan ücretleriyle, özellikle teşvik ikramiyeleri ile besteli partitürlü dalga geçer bir boyuta getirdi.

 

Hep o haklıydı!

 

Ve tabii yandaşlığını yapanların da katkısıyla, eleştirdiği meslekdaşlarına yönelik üçüncü sınıf pavyon kabadayısı ağzıyla sosyal medya üzerinden verdirdiği "ayarlar" onu itici bir insan konumuna getirdi.

 

"Ben varsam, siz de varsınız" tonunda yaptığı çıkışlar, bir dünya sanatçısına yakışmayacak, hele hele bizim muhafazakar kültürümüz içinde eğreti duracak bir duruştu.

 

Zamanımızdan bir kaç asır önce yaşamış batılı sanatçıların elinde bugünkü sosyal medya olsaydı, kendilerinden nefret ettirirlerdi gibi bir yaklaşımı dikte ettirmeye çalışması ise ayrı bir facia durum.

 

Meslektaşlarına memur gözüyle bakıp, memur sanatçılığı hakir görmek neyin nesi?

 

Almanya, Japonya gibi gelişmiş ülkeler bugün devlet eliyle orkestra, bale, opera kurumları kurmuyorsa, bundan bize ne?

 

Bizim değerlerimiz farklı, onların değerleri farklı!

 

Bizim devlet olma geleneğimize has "devlet baba" kavramının ulviliğini, sosyal yönünü görmezden gelip batılı kurumlara öykünmek niye?

 

Ülkemizde ciddi çalışan, örnek sanat kurumlarının olmasının sistem açısından ne sakıncası var?

 

Borusan gibi özel orkestralarda çalanlar kimler?

 

Özel klasik orkestralar, neden devlet orkestralarının olmuş, yetişmiş sanatçılarını tercih ediyor da, okulunu yeni bitirmiş, gelecek peşinden koşan genç sanatçıları tercih etmiyor?

 

Almanya'da sanatçıların ayakta durmak için verdiği mücadeleyi biliyor musunuz?

 

Bu mücadele, var olma mücadelesidir unutmayalım!

 

Sanat kurumlarımızın sıhhatli işlemediğini düşünüyorsak, bu kurumları yönetenlerin yetki gaspını görüp, işleyişi gözden geçirmemiz gerekmez mi?

 

Madem devlet orkestra kurmamalı, o zaman devlet orkestralarındaki yetişmiş sanatçılar niçin özel orkestraların bel kemiğini oluşturuyor?

 

Özel orkestralar aynı süreç içinde "yetişmiş" bu kadar sanatçı yetiştirebilecek mi?

 

Fazıl Say'ın ağzı var konuşuyor diyelim. Ama herkesin ağzı var konuşuyor.

 

Kısaca sanatçının sosyal kişiliği ile sanatçı kişiliği at başı gitmelidir altın kuralını es geçemeyiz. Fazıl Say'ın ağzı var konuşuyor ama, şu sosyo-ekonomik ve siyasal ortamda meslektaşlarının gelirleri ile müzikli gamlı dalga geçmesi (ben dalga geçmek olarak algılarım), hoş değil ve ağzı var konuşuyor meselesinden beraat ettirmez. 

 

O dalga geçtiği meslektaşları David Levine'nin öğrencileri değil ve hocaları da Yahudi değil. 

 

Bilmem anlatabildim mi?

 

****

 

Sonuç olarak Fazıl Say ve saz arkadaşları, bir klan, bir çete hüviyetine bürünmüş,  meslektaşı olan orkestra sanatçılarına "ayar" vererek, büyük olasılıkla "ben varsam sizlerde varsınız" demeye getiriyorlar.

 

O sanatçılar ki, ülkenin siyasal ve sosyo-ekonomik tüm ağır şartları içinde, Mersin'de, İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de, Bursa'da, Antalya'da kısaca tüm orkestralarda mucizeyi başararak mesleklerini icra ediyorlar.

 

Bu ahval ve şerait altında dünya sanatçımız Fazıl Say, klasik batı müziğinin İbrahim Tatlıses'i olma yolunda emin adımlarla ilerliyor!

 

Müfit Semih Baylan

Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2017