Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1709




Müziğin Yaşamınızdaki Yeri Nedir?

Müzik Dinlemeden Duramam.
Müzik Dinlemem
Yaşamımdaki Yeri Çok Önemlidir!
Olmazsa Olmazım Değildir!
Müzik Dinlemenin Beni Geliştireceğini Düşünürüm!
Müzik Benim İçin Zengiliktir!
Çok Önemlidir.

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 
Şu an 14 müzisyen gazete okuyor
 
 
Ayhan Sarı
 
 
Yayımlanan Sayı : 1707

Müzikte batılılaşma travması tedavi edilebildi mi?.. - 12.11.2018





Tuluyhan Uğurlu Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Konferans Salonu'ndaki etkinliğinde şöyle demiş.

"Yıllarca mehterle alay ettik. Bunu da ça
ğdaşlık olarak gördük. Mehterin iki ileri bir geri yapmasına rakı masalarında kahkaha attık. Bunu yaptık. Hala da yapıyoruz. Ancak mehter hakkında bir şey bilmeyi gericilik zannettiğimiz için, mehterin yürürken sağa sola selam vermesinden dolayı öyle bir hareket yapmasını çok az insan bilir… Dünyaya kendimi Anadolu medeniyetlerinin savunucu olarak sunuyorum. Bunu yaparken de 'Ailem ve ben Müslüman'ım, Osmanlı'yı ve Selçuklu'yu savunurum, Bizans'tan da bana ne' falan demiyorum. Çünkü Abdülhamit de dememiştir."  Bknz.

Osmanlı ile batılıla
şma arasındaki geçişin travmaları hala atlatılamadı. Oluşan saplantılar yüzünden kültürel gelişmemizi gerçekleştiremedik. 1826'da Yeniçerilere duyulan öfke onun müzik organı olan mehter için de yıllarca devam etti. Gelişme, Padişah II. Mahmud'a batıyı olduğu gibi almak olarak algılatılınca, özellikle müzik emir komuta zinciri dışında benimsenemedi. O müzik ki azınlıkların müziği olarak kaldı. Bizim müzikologlar da azınlıkların müziğini herkesin müziği olarak yazdılar yıllar yılı. İstanbul'a bir yaylı orkestra geldiği kaynağını okuyunca sanki çok büyük bir orkestra gelmiş, herkes seyretmiş gibi intibalar uyandırdılar. Sarayda Muzika-yı Humayun'da kurulan bando ve orkestrayı abarttılar da abarttılar. Bu bando ve orkestranın içeriğine, seslendirebildiği eser kapasitesine giremediler.

On yıllardır süregelen Türk-batı çatı
şması çekirdekte devam ediyor.

Batılıla
şma uygulamalarının faydası olmadı mı? Oldu tabii ki. Ama bir o kadar da zararı… Tembelce, inovasyondan uzak davranıp, olduğu gibi alınmasaydı, bu toprakların müziği ile harmanlanıp dünyaya sunulması için bilinçli çalışmalar, uygulamalar yapılsaydı... Böyle ileri düşünebilecek devlet adamı/bürokratı/yöneticisi Atatürk'ten sonra maalesef hiç gelmedi. Gelen de kısa sürede yok edildi.

Geçen yıllar ve uygulamaları sonucu her iki tarafta da törpülenme süreci ya
şandı. Şimdilerde kim kimi törpülemiş, törpülemeye devam ediyor, daha net görebiliyoruz. 

Örne
ğin on yıllardır batı müziği yayını yapan radyo kanalının sadece üç büyük kentte yayın yapar hale getirilmesi, o kanaldaki program yapımcılarının sadece yurtdışından temin ettikleri klasik müzik eser seslendirme kayıtlarıyla, bu işi ömür boyu sürdüreceklerini zannetmeleri gerilemeye neden oldu.

Daha önceki dönemlerden edindirildikleri o "ben müzikte ileriyim" böbürlenme içerikli havalarının; erimeleri ve nihayetinde yok olmaları sonucunu getirdi
ğini onlar bugün daha net görebiliyorlar. Batı müziği "radikal" uğraşanlarının kendilerini senfonik orkestral müzik sisteminin bir parçası olarak görmeleri, o zararlı tarikatçılığın bir başka boyutu gibiydi.

Tüm dünyada,
İran dahil, az gelişmiş ülkelerde dahi senfoni orkestraları ve opera bale sahnelerinin olması ağın boyutunu ve bu ağ sayesinde elde edilen çıkarların büyüklüğünü gözler önüne sermektedir.

Bu arada repertuarını klasik batı müzi
ğinin gözde dağarından oluşturan Andre Rieu Orkestrası'nın İstanbul'da 20.000 biletli izleyiciyi toplayabildiğini parantez içinde belirtmek gerekiyor.

Senfoni orkestraları ve bestecileri 19. yy dan sonra saraylardan, krallıklardan, imparatorluklardan çıkarak mekan de
ğiştirmişler, dünyaya hükmedenlerin müzik organı  haline gelmişlerdir. Senfoni orkestralarından bunların alt yapısını destekleyen dergi, dernek, kulüp, okul tarzı kurumlara değin hepsi bir amaca hizmet etmektedirler. Bu amacı onlar müzik olarak nitelendirseler de o amaç müzikten çok öte, beğeni ile karışık aidiyet duygusu nitelikli sosyal amaçları barındırmakta, içermektedir. 

Sanatın evrenselli
ği bir yere kadar kabul görebilir iken belli bir yerden sonra hükmedenlerin propaganda aracı haline geldiği, hükmedenlerin bir organı olduğu izlenimi ağır basar olmuştur. Bu kuşku dünyada sanatın seyrini de değiştirecek gibi görünüyor. 19.yy sonunda başlayan "müzikte ulusalcılık" akımı, bugün durumu kavrayan ülkeler (örn. Kazakistan, Moğolistan, Çin) tarafından  yerel kültür değerlerini başlangıç alan, bunda da başarılı olan yeni bir hareketin başlangıcı gibidir. Maalesef Türk müziği bu harekette henüz görünür değildir.

20.yy da -3-4 asırlık geli
şme sonucu oluşmuş- kalıpsal bir senfoni orkestrası söz konusu iken 21.yy'da o kalıpsal senfoni orkestrasının soundunun tekdüzeleştiği görüşleri daha ağır basar olmuştur. Aslında bu tekdüzelik 20.yy 'da A. Schönberg, A. Berg ve A.Webern ile giderilmeye çalışılmış, arkasından 20.yy ikinci yarısına doğru işlevselcilik, noktacılık vs tarzında başka arayışlar ile sürse de batı müziği destekleyicileri ve o sistem kendini çabuk toparlamış, hegemonyasını müzikal manada hemen tüm dünyada sürdürmeyi başarmıştır. İran'da bile kadın müzisyenleri başı kapalı bayanlardan meydana gelen senfoni orkestrası bulunduğunu bilmem söylememize gerek var mı?

20. yüzyıl içindeki müzikal verimlilik Türkiye açısından parlak geçmemi
ştir. Raflar seslendirilmemiş yapıtlarla doludur. Durumu patinaj, bir debelenme olarak tanımlamak hiç de yersiz olmayacaktır. Erozyon her iki müzik cenahında kendini açıkça gösterir boyuta gelmiştir.

GTM'de makam zenginli
ğinin orijinalliği, türkülerin halk naifliği yok olmak üzeredir. Yorumlar kabalaşş, makamları ve makam kullanımını ustaca besteleyen bestekar kalmamıştır. O GTM'ciler ki müziklerini ne koruyabilmiş, ne de geliştirebilmişlerdir.

1828'de Padi
şahlık Bandosu'nun kurulmasıyla başlayan batı müziğini destekleyen devlet  uygulamalarının yüzyılın sonunda Türk müziği  açısından geleneğin birçok değerini yok ettiğini 1891 tarihli Tarik gazetesinde bir okuyucunun paylaşğı mektubunda daha iyi anlıyoruz. Yazar artık kâr, beste ağır semai vs gibi sanatlı GTM türlerinin kalmadığını, işin şarkı türüne indirgendiğini uzun uzun anlatmaktadır. Bu yazıyı okumak için Musiki Dergisi'ndeki yazımıza bakabilirsiniz. 1891 tarihli bu gazete yazısı GTM'nin Cumhuriyet döneminde gerilediğini, yok edildiğini söyleyenlere iyi bir cevap niteliğindedir. Yani 50 yılı aşkın bir süredir bilgisizce yapılan kısır suçlama ve tartışmaların yarardan ziyade zarar boyutuna geçtiğinin açık göstergesidir.

Günümüzde 200 yıl önce ba
şlayan, Cumhuriyet ile devam eden batı müziği travmasında yöneticiler işin içine her Türk müziğini katmaya çalıştıklarında "bir el" bu katmayı; III.Selim'in ve Atatürk'ün sentez amacının engellenmesinde olduğu gibi bertaraf etmeyi başarmışlardır.

Bu bertarafçıların hangi müzik u
ğraşanlarımız olduğunu tesbit için yakın müzik tarihimize şöyle bir bakmak yeterli gelecektir. Bunların hiçbiri kendi kültürlerini özümsememiş, yüksekten bakmış, kendilerini ait hissettikleri o sömürgeci devletlere farkında olmadan hizmet etmişler, onların müzik büyükleri arasına girmek için büyük çaba sarfetmişlerdir. Bu bertarafçıların arasında  GTM'ciler de bulunmaktadır. Kendilerini, dolayısıyla müziklerini geliştirmemekle, makam bilgilerini öğretmemekle, aktaramamakla, en basitinden on yıllarca metod dahi yazamamakla karşı tarafa hizmet etmişlerdir. Bu işi çatı ve bodrum katlarında üç-beş muhib ile meşk yaparak devam ettirebileceklerini düşünmüşlerdir. O dönemde ellerinden gelen bu idi demek de mümkün ama, 1976'dan bugüne ellerinde okul imkanı olduğu gözönünde bulundurulduğunda, ağzı ile yaptıkları arasında uçurumlar tesbit edilen bu GTM'ci insanların samimiyetlerine kuşku ile yaklaşılır olmuştur. 

Bugün geldi
ğimiz noktada tabloyu daha net görebiliyoruz.

Batı müzi
ğini Türkiye'ye dayatan ülkeler artık bu şekilde -bir takım merkez, dernek, kültürel dostluk kurumu gibi kanallar vasıtasıyla birini destekleyip/birini geriletmekle- bir sonuç elde edemiyeceklerinin farkına varmışlardır.

Bir
şeyler ters gitmiş, onların bu uygulamalarının amaçları ters tepmişti tepmesine ama o egemen kültürü ters teptirenlerin, ters teptirdikleri müziğin yerine koyabilecekleri bir müziği geliştirememiş olmaları yeni bir kakafoniyi de beraberinde getirmiştir.

Yok etti
ğinin, yok etmek istediğinin yerini eğer dolduramazsan yok etmek istediğini tam olarak yok edemezsin.

2000'lerde ya
şanan tam da budur.

Bir
şeyler yok olmuş ama yeri dolmamıştır.

. . .

Şimdi süratle yapılması gereken bu boşluğu doldurmaktır...

_______________________________

Dr. Ayhan Sarı "Müzikte batılıla
şma travması “tedavi“ edilebildi mi?..

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2018