Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1720




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 31 müzisyen gazete okuyor
 
 
K.Bülent Birol
 
 
Yayımlanan Sayı :

Bireysel Söyleme (Şan) Derslerinde Halk Türküleri ve Dağarcık Sorunu - 15.12.2005





Bireylerin konuşma ve şarkı söyleme ile ilgili davranışlarında hançerenin doğallığını ve sağlığını koruyarak aynı zamanda seslendirilecek olan eserin dil ve müzik özelliklerini göz önünde bulundurarak olumlu değişiklikleri oluşturma sürecine ses eğitimi diyoruz. Bireysel ses eğitimi, bireyin sesinin tek başına eğitilmesi; toplu ses eğitimi ise bireylerin sesinin toplu biçimde bir arada eğitilmesidir. Bireysel söyleme derslerinde nefesin doğru alınması ve diyafram kazının kontrollü bir şekilde kullanılması önemlidir.

Sesin gırtlakta oluşmasına fonasyon diyoruz. Yumuşak bir fonasyon, doğru rezonans ve doğru bir artikülasyon arasında eşgüdüm olmalıdır.

Bilimsel temellere dayanan Çağdaş Ses Eğitiminin temel ilkelerinden olan,
a)Solunum ve gevşeme,
b)Sesin üretimi ve yayılımı,
c)Dil ve konuşma konularında şimdiye dek birçok şey yazıldı, çizildi. Bildiride bunların ayrıntılarından söz edilmeden şan derslerinde Halk türkülerimizin uygulanabilirlik ve dağarcık sorununa değinilecektir.

Bilindiği gibi insanlığın, tarihsel gelişimini ve yarattığı değerlerini kuşaktan kuşağa aktaran dildir. Gelenek ve göreneği göre farklılıklar gösteren dil müzikle birleşince zengin bir tını ve yansıtma niteliği kazanır.

Binlerce yıllın Anadolu uygarlıklarından miras kalan müzik ile, orta Asya´dan birlikte getirdiğimiz müziğin birleşmesinden oluşan, geleneksel ve gerçek anlamda ulusal müziğimiz, halk müziğimizdir. Halkımızın öz müziğidir. Aşk, oyun, doğa sevgisi, ağıt, kahramanlık gibi birçok konuyu dile getirir. Yöresel özellikler taşıyan halk türküleri, yöreye uygun yaşam biçiminden esinlendiği olayları güdüsel bir yaklaşımla üretirken toplumun duygu ve düşüncelerini geçmişten geleceği bir bağ kurarak aktarır.

Toplumların kullandıkları sesli ve sessiz harfler şarkı söyleme biçimlerini etkilemiş, birbirinden farklı olan şan ekollerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türk dili ve Türk ses ekolünün gelişip zenginleşmesine yardımcı olacak özelliklere sahiptir. Şarkı söyleme tekniğinin bir dile uygun olması bu tekniğin dilin, diksiyon, artikülasyon ve entonasyon gibi özelliklerine uygun olması demektir.

Dünya da çeşitli sayıda müzik eğitimi metotları uygulanmaktadır. Bu yöntemleri uygulayan ülkeler kendi insanlarının yapılarına uygun, kendi kaynaklarından yola çıkarak eğitim müziği literatürü geliştirmişlerdir. Macar besteciler Kodaly ve Bartok´un geliştirdiği sistemde “çocuk müziğinde asıl çalgı çocuğun kendi sesidir”, “ Müzik öğrenmek değil müzikle birlikte öğrenmek” ilkeleri geçerlidir. Kaynak halktır. Macar halk müziğinin önce ulusal sonra da evrensel boyuta ulaştırmak esastır. (Frigyes Sandor, 1969) Bu görüşlerin ışığında Kodaly ve Bartok başarılı olmuşlardır.

Ulusumuzun öz müziği halk müziği olmasına karşın müzik eğitimi veren kurumlarımızda kendi kaynaklarımıza yönelik bilimsel araştırmalar yetersizdir.

Zaman, zaman şu tip sorularla karşılaşılmaktadır.

Halk türkülerimizin yöresel söyleme biçimlerini eğitimde aynen kullanabilir miyiz? Yoksa şan tekniğine dayalı olarak yöresel söyleme biçimi dışında bir biçim düşünülebilir mi? Böyle düşündüğümüz takdirde bu söyleme biçimi türkülerimizin özüne zarar verir mi?

Halk kültürümüzün bir parçası olan türküleri bağlama ve halk çalgıları eşliğinde seslendirmek daha anlamlıdır. Otantik türküler ayrı, piyano eşlikli çok seslendirilmiş türküler ayrıdır. Cumhuriyet döneminde oluşan dağarlar her ne kadar türkü ise de artık lied olmuşlardır. Lied´lerin kaynağı bizdendir. Burada sanat olayı ön plana çıkmaktadır. Henüz yeni bir seslendirme tekniği oluşturulmamıştır. Türküdeki yöresel şive bireysel söylemeye yansıtılırsa ulusal söyleme biçimi elde edilemez. Türk fonetiğine ters düşer. Türkülerin yerel söyleyişleri düzgün Türkçeye dönüştürülüp gereksiz süsler ve gırtlak nameleri kaldırılmalı, türküler sadeleştirilmelidir.

Bu bağlamda, genellikle 32´lik ve 16’lık gibi küçük değerlerden oluşan türkü özelliğindeki ezgiler söyleyebilmek gırtlak hareketleri ile mümkün olabilecektir. Konunun şan tekniği ile bağdaşabilmesi ayrı bir tartışmayı gerekli kılacaktır.
Bireysel ses eğitimi derslerinde türkü söyleme biçimini operada bir arya söyleme biçiminden daha farklı boyutta düşünmek gerekir. Türkünün özüne ters düşmeyecek şekilde opera şekli kullanmadan, doğal bir anlatım tarzı ile konuya yaklaşılmalıdır. Opera aryasındaki A veya E vokalinin türkülerimizde abartılı bir pozisyonundan vazgeçilmeli, yalnız gırtlak şeklinde düşünmeyip diyafram nefesiyle ilişkili, yüzdeki sinüs boşluklarından yararlanan bir boyut düşünülmelidir.

Türk diline uygun şarkı söyleme tekniği oluşturulup, geliştirilebilirse Fransız, İtalyan ve Alman bestecinin kendi öz değeri ile uluslar arası alanda yer bulması gibi biz de ulusal kimliğimizi ortaya çıkarabiliriz. Bu sayededir ki, türküler yabancılaşmaktan ve yöresellikten kurtularak kendi şarkı söyleme teknikleri ile söylenebilecektir.

Fakültelerin müzik eğitimi bölümlerinde bireysel söyleme dersi ilk iki yıl (dört yarıyıl) alan çalgısı olan şan ise altı ya da sekiz yarıyıl boyunca verilmektedir,

Bireysel söyleme dersinin dağarcığı arie-antiche, lied, türkü ve okul şarkılarından oluşmaktadır. Dağarın seçimi öğrencinin yararına olmalıdır.
Müzik eğitimi kurumları, ulusal, evrensel, değerlerin öğrenciye kazandırılmasını amaçlar. Bu değerler kuramsal ve uygulamalı olarak verilir, takip edilir, kavratılır. Anadolu´ya gidecek bir öğretmenin eğitsel niteliği olan her tür müzik örneğini kapsayan dağara sahip olması gerekir.

Müzik eğitimi Bölümüne giren öğrenci; birinci yılda ses eğitiminin Concone, Unterrihe Lieder, Arie-Antiche ve Egüz´ün piyano eşlikli halk türkülerini görmektedir. Dördüncü yılın sonunda Arie-Antiche Vol 1.2.3, Schuman, Schubert, Brahms liedler, ninniler, Mozart aryalar, Azeri yapıtlar, F.H. Atrek, Rey, Kodallı, Erkin ve Sun´un çeşitli eserleriyle karşılaşmaktadır.

Ses eğitiminde teknik olarak belli bir düzeye gelinmekte ancak eserlerin ağırlığını barok, klasik ve romantikler oluşturmaktadır. Bölüm kitaplarının yetersizliği ve öğrenci düzeyine uygun Türk eserlerinin azlığı bir gerçektir. Kolaydan zora doğru çalışılan eserler öğrenci düzeyine uygun olması gerekir. Bölümlerdeki klasik batı müziği ağırlıklı eğitim, hazmetmeye hazır olmayan öğrenciler için ket vurucu olmaktadır. Eser araştırırken bir diğer zorlukta sanatsal ağırlıklı Türk Bestecilerimizin eserlerini fazlaca kullanma olanağının bulunmamasıdır. Burada amaç, öğrencilerimizin zorlanmadan daha çok Türk eseri söylemeleridir.

Müzik eğitimine çok geniş açıdan bakmak zorundayız. İşin temellerini kurmadan, felsefesini belirlemeden, toplumla ilişkisini ortaya koymadan, ülkemizin tarihini ve coğrafyasını göz önünde bulundurmadan oluşturulacak bir müzik politikası başarılı olamayacaktır.


Kaynaklar:
1-Egüz, Saip Toplu Ses Eğitimi, I Ayyıldız Matbaası Ankara 1975
2-Ertürk, Selahattin  “Eğitimde Program Geliştirme” Hacettepe Üniversitesi Basımevi Ankara 1972
3-İlkesus, Saadet Ses eğitimi ve korunması, M.E. Basımevi, İstanbul 1965
4-Şenbay, N.    Söz ve Diksiyon Sanatı, Yapı Kredi Yayınları Ltd. Şti. İstanbul, 1992
5-Uçan, Ali   “Güzel Sanatlar Eğitimi Özel Yöntemleri” Anadolu Üniversitesi AÖF Yayın No:204/GSE
6-Uçan, Ali Eğitim Bilimleri Sempozyumu Bildirileri S.51 Malatya 1989
7-Cevanşir, Behbut – Gürel, Güzin Foniatri, Sanat matbaası, İstanbul 1982
8-Bloom, S. Benjamin İnsan Nitelikleri ve Okul öğrenme M. E. Basımevi, İstanbul 1995

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019