Kullanıcı Adı Şifre
Üye olmak istiyorum!                Şifremi unuttum!
Yıl: 14
Sayı: 1730




Sizce Tarkan hala Türkiye'nin Megastarı mı?

Evet
Hayır

Sonuçları gör

Geçmişteki Anketler



 
Tavsiye Adresleri
Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.
 
E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz
 
 






Şu an 88 müzisyen gazete okuyor
 
 
Editör'den
 
 
Yayımlanan Sayı :

Müzik Kutusunda Saklanan Kedi - 27.09.2006





 “Do re mi fa sol la si. Dosi saklam bosi.” Anlamını bilmiyorum ama bu tekerleme çocukluğuma ait. Hiçbir zaman müzik aleti çalmaya vakıf olamadım. Ortaokulda Gençlik Kitabevi’nden alınma İtalyan malı kavuniçi renkte bir flütüm vardı. Ama çalamadığımdan dolayı ve de müzik hocamızın sürekli her çaldığım yanlış notada İtalyan malı flütü kafama vurmasından bıktığımdan bir gün flütüm kırıldı deyip “çaresiz çocuğu” oynadım. Artık eziyet bitmişti ama bu sefer de parçaları okumam gerekiyordu. Hala notaları ezberimde (do do re mi mi re do re mi do...) olan parçayı pek güzel okuduğumu düşünürken hocamız bana dönüp beni tebrik etti ve sekiz farklı tonda olan notaların hepsini sol sesinde okuduğumu söyleyerek koca bir sıfır attı. Ah hocam ah, kulaklarınız çınlamakla kalmasın trompet konçertoları çalınsın.

Sayısını tahmin bile edemeyeceğiniz kadar çok kedi ile yaşıyorum. Yemek saatlerinde çıkardıkları seslere bakarsanız Kızıl Ordu Korosu bizim eve gelmiş sanabilirsiniz. Ama gerçekten de bu kedilerin dehşet bir ses kaliteleri var. Evde her tür ses sanatçısı bulunuyor. Sopranolar, baritonlar, tenorlar. Konser vermeye de pek hevesliler. Kesinlikle kediler yaşlı bir müzisyenin ruhunu da beraberlerinde taşıyorlar. (Ben Tom’un sadece kilosundan dolayı değil sesinden dolayı da Pavorotti’nin ruh eşi olduğunu rahatlıkla iddia edebilirim.)

Galiba müzik adamlarının da bazıları benim gibi düşünmüş olsalar gerek ki, müzik alanında da kedilere ciddi yer vermişler. Bu küçük ama marifetli yaratıklar müzik dünyasını da ele geçirmişler. (Reklam dünyası yetmiyormuş gibi.) Gizli bir örgüt oldukları kesin.

Kediler doğal olarak aralarındaki gizli bağı hala çözemediğimiz Eski Mısırlılar’la birlikte kendilerini müzik dünyasına attılar. Eski Mısır’da sistrum denen bir müzik aleti kutsal dini törenlerde çalınırdı. Sistrumun aslında kedi sesine öykünen bir ses çıkardığı söylenir. Eski Mısırlılar sistrum çalarak kendilerinden geçse de, kediler müzik konusunda Belçikalılar’ı asla affetmeyeceklerdir. İspanya Kralı II. Philip’in babası Belçika Kralı’nı ziyareti sırasında bir “zihni sinir”in icadı olan ve canlı kedilerin kuyruklarını kıstırılması ile çalışan müzik aleti (!) karşılama festivalinin en temel gösterisi olmuştur. Ama bu manzara “kediler ve müzik” tarihçesinin kara bir sayfasıdır. (Her daim alık yerine konan Belçikalılar’a ilişkin Fransız fıkralarında belki de kedilerin parmağı vardır.) Bu yetmezmiş gibi 1758’de hayvan terbiyecisi olan Bisset Londra’nın orta yerine üç kediyi koyarak Kedi Operası adını verdiği bir performans sergilemiştir.

18. yüzyılda yaşamış olan ve 555 de klavye sonatı yazan İtalyan besteci Domenico Giuseppe Scarlatti de kedileri gerçek anlamda müziğine yansıtmış ve kediler için bir sonat yazmıştır. Muhtemelen babası ölene kadar müziği babasının etkisinde kalan Scarlatti, bu eserini babasının ölümünden sonra serbestleşen ve yetkinleşen müzik döneminde yazmıştır.

Ama kedilerin nezdinde Rus bestecilerin yeri özeldir. Çaykovski’den Stravinsky’ye kadar Rus bestecileri kedileri notalarla anlatmışlardır. Mesela Çaykovski...Çaykovski’nin Uyuyan Güzel Balesi için 1890 yılında yazdığı “Beyaz Kedi” süiti ile kediler artık müzikte hak ettikleri yere yavaş, yavaş gelmeye başlamışlardır. Çaykovski’den aşağıya kalmayan Igor Stravinsky de tam Bolşevik Devrimi’nin arifesinde Kedilere Ninni isimli piyano düetlerini yazmıştır. Düetlerin başlığı kedi dostluğunun iyi birer örneği olmuştur.

Annesinden piyano dersleri alarak büyüyen ve ne yazık ki annesini kaybettikten sonra akıl sağlığı bozulan Marifetli Beş El bestecilerinden Moussorgsky de çocuklar için bestelediği eserlerinden birinde “Haydut Kedi”ye yer vermiştir.

Ama müzik dünyasında kimse Gürcü kökenli asıllı Borodin ile boy ölçüşemez. Prens İgor Operası’nı besteleyen Borodin gerçek bir kediseverdi. Öyle ki, evi kedilerle doluydu ve kediler Borodin’i omzuna tüneyerek müzik çalışmalarında bile onu yalnız bırakmazlardı. Catherine Sergueïevna, Borodin’in kedilerine bakıyordu ve Borodin’in kedilerinden Fisher (~Balıkçı) donmuş nehirde balık avlamakta ustaydı. Besteci kedilere o kadar düşkündü ki, kedilerin biyografisini tek tek tutmuştu.

“Müzisyen anne babanın çocuğu da müzisyen olur” sözünün kanıtı olan Rossini ise sadece Guillaume Tell, Sevil Berberi gibi operaları bestelemekle kalmamış bir de kedi düeti yazmıştı.

Modern çağa bakıldığında ise Andrew Lloyd Webber’in 1981 yılında sahneye koyup müziklerini bestelediği unutulmaz Kediler Müzikali’i "kediler ve müzik" başlığı açısından eşsiz bir öneme sahiptir. Thomas S. Elliout’ın Yaşlı Sıçan'ın Pratik Kediler Kitabı'ndan (The Old Possum's Book of Practical Cats) esinlenerek kurgulanan ve 21 yıl boyunca sahnede kalan müzikal kedilere dair bir çok güzel şarkı ile doludur.

Modern çağa geldiğimizde ise...popüler müzikte “kedi” ögesini aramadan önce durup biraz soluklanmalıyız. Ne de olsa rock uzun soluklu olmayı gerektirir. “Popüler müzikte kediler” de başka bir yazımızın konusu olsun.

***

Sevgili dostlar, bugünkü köşeme ne yazayım diye düşünürken, bir sevgili dostumun mektubu ulaştı posta kutuma, kim yazmış kim etmiş bilmiyorum ancak yukarıda ki öyküyü pek sevmiş benimle de paylaşmak istemiş. Tabii ben de okudum, hoşuma gitti. Bu nedenle sizlerle paylaşmak istedim bu öyküyü. Umarım beğenmişsinizdir.

Sevgiyle kalın…

Müfit Semih Baylan
Editör

 

 

0 adet yorum yazılmıştır. Yorumları okumak yada yorum yazmak için sisteme giriniz.



Yazıyı Tavsiye Et
 
Tavsiye Adresleri


Birden fazla adresi enter tuşunu kullanarak alt alta ekleyebilirsiniz.

E-Posta Adresiniz
Adınız Soyadınız
Notunuz

Tüm Hakları Saklıdır © 2005-2019